Beyaz güvercin
14 Ağustos 1992 günü başladı Abhazya bağımsızlık savaşı…O zaman ben dokuz yaşındayim ve yaz tatile nedeniyle baba ocağımızın bulunduğu Markula köyünde bulunuyorduk. Annemin komşu evden “savaş başladı” diye telaş içerisinde koşarak gelip ne yapacağını bilemez halde etrafımızda dolandığı ani çok iyi hatırlıyorum. Вabam o zaman Sohum’daydı, sonradan duyduma göre bin bir zorlukla eve gelebilmiş. Savaşan başlamasından kısa bir süre önce, Mgudzırhua köyunde olduğum zaman dayim Leonid Şulumba, bana bir beyaz güvercin yakalamıştı. Sanırım kanatları ağrılı olduğundan uçamıyordu. Ben de sorumluluk alıp onun bakımını üstlendim, Markula’ya gelirken de yanımda getirdim. Bir süre yedirdim , içirdim, ilgilendim, zamanla kanatları iyeleşti ve uçmaya başladı. Özgürlüğünde kavuşan güvercinin yine de beni terk etmiyor, arada bir gelip pencereme konuyordu. Ancak savaş başlayip silah sesleri ve patlamalar yoğunlaşınca ortadan kayboldu. Kim bilir belki bir kurşuna hedef olmuş , belki de daha güvenli bulduğu bir yere kanat çırpmıştı. Bu gün nerede bir beyaz güvercin görsem, o günlere geri dönerim . Barışın sembolü olan beyaz güvercin bana hep savaşı hatırlatır…Köyümuz sıkça bombalanmaya ve tehlike giderek daha da artmaya başlamıştı…
Kardeşlerim David, Dmitri ve Nino ile birlekte evimizin yakınlara düşen şarapnel parçalarını topluyor, en çok kim getirecek diye yarışıyorduk. Bir gün bombalama iyice artınca Dmitri , Nino’yu korumak için evin arka tarafına götürup sakladı. Bir keresinde de köyün üzerine dolanan bir düşman helikopteri avluda oynayan çocukları görünce yaklaşıp otomatık silahı kendilerine doğrultmuştu, ama ne olduysa ateş etmeyip geri döndü.. Köyüm Markula ile Mıku köyü komşudur. Gürcüler Mıku köyüne tanklarla saldırdıklarında Markula ‘ya da yürümeyi düşünmüşler, ancak Markula çay fabrikası cıvarında Abhaz kuvvetler güçlü bir hazırlık yapıp bekliyorlar istihbaratını alınca(Bu istihbarat balondu)bizim tarafa gelmeye cesaret edememişlerdi. Ancak şehe rağmen durum giderek ağırlaşıyordu. Silah sesleri bir an bile susmuyordu. Ailemiz bizi korumak için evleremizin yakınlarında kazdıkları tabyalarda saklıyorlardı. En sonunda, yaşlı kadın ve çocukların Tkuarçal’da bulunan nenemin kardeşi Ewgen Laçışba’ ya gitmelerini oradan de helikopterle Gudauta’ya geçilmesini kararlaştırdılar .Ancak ninem ve dedem “öleceksek de evimizde ölelim” diyerek Markulada kaldılar. Tkuarçal’dan ayrılmak istenyenler bir hayli çok olduğundan helikoptere binmek kolay olmadı. Ancak babamızın dayıoğlu olan Arkadi Laçışba ve arkadaşlarının yardımıyla helikoptere binip Bambora’ ya uçma fırsat yakaladık. Oradan da dayılarım olan Şulumba’lara Mgudzırhua köyüne gittik. Markula yerle bir edildi , canlı kimse kalmadı’ diye durup yas tutmakta olan ninem bizim avludan girmekte olduğumuzu görünce sevinçten bayılıp duşmüştü. Savaştan önce yaz tatilimizi geçerdiğimiz bu köyden eve dönerken benden bir yaş küçük kız kardeşim Mariana burada kalmıştı. Annemiz savaşın ilk günlerinden itibaren Mgudzırhua köyünde kalan ve uzun zamandır görmediği Mariana ile kavuşunca öylesine sevinmişti ki, gözyaşları adeta sel olmuştu. Savaş devam etmesine rağmen Mgudzırhua köyü okulu yeni öğretim döneminde öğrencilere kapıları açmıştı. Bu okula evinden ayrılmak zorunda kaıp geçici olarak köyde kalan ailelerin çocukları da devam ediyordu. Nenemiz çoğu zaman o çocuklar için mutfakta ne var ne yok toparlar ve “götürün yesin çocuklar, yazık ” derdi.
O kış çok kar yağdı. Markula gibi avlumuza şarapnel parçaları düşmüyorsa da sesleri buradan da duyuluyordu. Dayılarım dönüşümlu olarak Eşıra cephesine gidiyorlardı. Savaş süresince babam sadece bir kez gelip bizleri görebildi. O da öyle kolay olmadı, önce Kuzey Kafkasya’ya geçti , sonra oradan dolanarak kaldığımız yere geldi. Bizler biraz olsun büyüktük bu yüzden upuzun sakallı da olsa babamızı hemen tanımıştık, en küçüğümüz ise şaşkınlıkla” bu da kim diye soruyordu?”. Ardından yeniden cepheye döndü.
Mgudzırhua köyündeyken amcamızın Bzıpta ‘da boş bulunan evini bize tahsis edince o tarafa geçtik. Zafer haberini de burada aldık. Bzıpta ile ilgili duydularım bu yüzden her zaman farklı olmuştur, bu köy benim için zaferin ve barışın sembolü oldu. Markula’daki evimiz de sağlam kalmıştı, dedem ve ninemin bizi gördüklerinde yaşadıkları sınırsız sevinci tarif etmek mümkül değil benim için. Bugün Hurhumalların ocaklarının tüttüğü köyümüzden geçerken yüreğim sızlıyor. Zamanında okulları, kreşleri , apartmanları, çay fabrikaları ve çiftikleriyle cıvıl cıvıl bir yerleşim yeri olan köyümüz , aradan geçen bunca yıla rağmen hala belini doğrultabilmiş değil, köyün önemli bir kısmı orman haline gelmiş ve karalar bağlamış gibi duruyor. Allaha dua ediyorum, günün birinde köyüm Markula eski canlı günlerine kavuşsun diye
Manuela Hurhumalıpha
Hukukçu
Kaynak S.Ajiba
Yaralı Çocukluk



































