Asas (Misafir)
Tsıgu Hanaüf, evinin ön bahçesindeki ulu ağacın altındaki gölgede oturmuş, tek oğlu Temır için deri ayakkabı dikmekteydi. Bu sırada köpek havlayınca başını o yöne çeviren Hanaüf, avluyu aşarak bahçeye giren bir gencin aceleyle kendisine doğru gelmekte olduğunu farketti ve hemen ayağa kalkarak misafirini karşıladı.
-Hoş geldin evlat! Eve buyrun!
-Hoş gördük! Birileri beni öldürmek için peşimdeler, ne olur beni sakla! Dedi genç misafir.
Gel böyle!-diyerek misafirinin önüne düştü Hanaüf.. Hemen aceleyle bir merdiven getirip evin duvarına yanaştırıverdi ve hemen yukarı çık evlat! Tavan arasına çık! Orada bolca yün aralarına uzan, gelenler de her kimse ben görürüm, sen korkma, diye yol gösterdi.
Misafir tavana çıkınca Hanafü merdiveni geri alarak evin arkasında bir yere gizledi. Sonra da kendince etrafı şoyle bir kolaçan edip, kimseleri göremeyince tekrar misafirinin yanına gelip sordu.
Evlat kimdir o, öldürmek için peşimdeler, dediğin kişiler? Ben kimseyi göremiyorum etrafta. Ayrıca suçun nedir? Söyle, biz de bilelim
-Birini öldürdüm! Dedi genç misafir.
-Hay Allah! Birini mi öldürdün? Suçu neydi peki?- Yaşlı adam şaşkın durumdaydı.
Atlı oyun oynarken kamçısıyla atıma vurdu. Bu davranışının bana vurmaktan farklı yoktu.
Aksanın biraz farklı , Aşuwa,misin evlat?
-Evet, Aşuwa’yım.
Konuşmandan tahmin etmiştim. Siz Aşuwalarda atlı birine bu şekilde davranılması büyük bir hakarettir. Peki öldürdüğün kim ki?
-Hiç bilmiyorum, ilk defa bugün gördüm. Bu arada köpek yine havlamaya başlamıştı.
Şşş! Sessiz ol! Galiba gelenler var! – diyerek uzaklaştı Hanaüf. Ancak etrafta yine kimseler yoktu. Merak edip sağa-sola daha dikkatli bir şekilde tekrar göz gezdirince, çok uzaklardaki bir tepeden birilerinin gelmekte olduklarını farketti.
Ne tarafa gidiyorlar acaba?diye düşünürken bir süre sonra kendi evine doğru geldiklerini anlamakta gecikmedi. Gençlerden biri grubun önüne geçerek avlu kapısını açtı ve ardındaki kalabalık da açılan kapıdan bahçeye doluşuverdi. Taşımakta oldukları bir sedyede ise üzerinde yamçı serili olan biri bulunmaktaydi. Sedyeyi getirip yavaşça gölgeliğe bıraktılar. Yaşlı adam olup biteni anlayamamiştı. Daha “Kimdir bu?Ne oldu ?diye sormasına fırsat vermeden grubun içinden çıkan yakın dostu Bazba Habib yanına gelmişti.
Güçlü ol Hanafü, Yaşadıkça neler göreceğiz” derler ya biricik oğlun Temır bugün.
Hanafü’ın gücü kuvveti kesilmiş, adeta dizlerinin bağı çözülmüştü.
Oğlunu yetirmemiş olanı, oğlun için ağlatma” derler. Geçen sene benim başıma gelen felaket, ne yazık ki bu kez senin kapını çaldı. – Bazba Habib konuşmasına devam ediyordu.
Ancak yaşlı adamın bunları duyacak mecali kalmamış, canı teninden çekmış gibiydi. Aynı anda bahçede feryatlar yükselmeye başladı. Konu-komşu, dost -akraba derken avlu kadınların canhıraş çiğlıklarıyla inlemeye başlamıştı.
Kim yedi bitirdi beni? Kim öldürdü yavrumu?-diye sordu Hanafü biraz kendine gelince .
Bir Aşuwa ile birlikte at oynatırlarken aralarında tartışma çıkınca silahını çeken Aşuwa tetiğe basmış. Eceli gelmiş demekki, hemen oracıkta can verdi Temur. -dedi gelen gruptan biri.
Kimmiş?Nereden gelmiş o Aşuwa? Tanıyan var mı?
Kimse tanımıyor, kime sorduysak bir cevap alamadık. Zaten birisiyle beraber geldiyse bile artık bu olaydan sonra o da söylemez ki.
Peki aralarındaki tartışma neymiş?
Dediklerine göre Temır, Aşuwa’ nın atına kamçısıyla vurmuş, o da bunu büyük bir hakaret saymış
-Anlaşıldı artık herşey…anlaşıldı- dedi, Hanafü çaresiz.
Üç gün , üç gece ölüyü sedire uzatıp başına ağladılar, dövündüler. Bu sırada kimsenin olmadığı anlarda Hanafü tavan arasındaki misafirini ekmeksiz ve susuz bırakmadı. Dördüncü gün cenaze defnedilip, uzaktan gelenler de dağılınca. Temir’ın arkadaşları Hanafü’ın peşine düşerek eve geldiler.
Gözü kör olası Aşuwa! Buralarda bir yerlerde orman içinde saklanmıştır mutlaka…Yolların tamamı da tutuldu, herkes peşinde, ancak henüz bulamadılar, – dedi içlerinden biri.
Çıkar ortaya en sonunda ! Nereye gidebilir?- dedi bir başkası da. Artık sana çocuğünü geri getirmez ama, biz arkadaşları olarak onun kanını yerde bırakmayacağız, intikamını almadan da eve dönmemeye yeminliyiz!
Bu konuşmalardan sonra Temır’ın arkadaşları dört bir yana dağıldılar. Yanlız kalan Hanafü ise hemen bir yolluk hazırladı ve merdiveni de getirip tavan arasına dayadıktan sonra misafirine seslendi:
-In aşağıya artık evlat! Yanlızım , başka kimseler yok.
Misafir sessizce aşağı indi.
Şünları al misafirim! Diyerek hazırladığı çıkını uzattı. – Bu yolluk sana, evine yurduna gidinceye kadar yeter. Öldürdüğün gencin arkadaşlarının sözlerini duydun sanırım-Uzaklarda bir bölgeyi eliyle işaret ederek. Şu patikayı izleyerek yoluna devam et, ancak o yolla peşindekilere görünmeden köyden çikabilirsin. Sonra hiç durmadan evinin yoluna duş, Kuzey Kafkasya’ya bu şekilde ulaşabilirsin. Haydi git artık, yolun açık olsun!
Eğilip Hanafü’ın çerkeskanın eteğeni öptü misafir, sonra tek kelime bile etmeden hızla onun gösterdiği patikaya doğru yöneldi ve karanlığın içine süzülerek kaybolup gitti.
Kaynak M. Lakrba
Alamıs
Abhazca’dan çeviri: Oktay Çkotua
Istanbul-2015



































