Eşref Gındiya
Tarihini Kaybetmeyen Aksakal
Eşref Gındiya 1 Nisan 1928 yılında Sakarya ‘nın Hendek ilçesine bağlı Cigerda Aktefek köyünde dünyaya geldi. Babası Şabaan ve annesi Gerheliyapha Fethiye üç erkek ve bir de kız dört evlat yetiştırdiler. Eşref 1952 yılında köyden Adapazarın’na göç etti burada ahşap doğrama ve mobilya işlerine el atarak ” Kafkaz Mobilya ” adı altında bir atölye açtı. Sovyetler Birliği döneminde anavatanla ilk ilişkileri kuran ekibin içinde de yer aldı.1977 yılında diasporadan Abhazya’yı ziyarete gelen grubun içerisindeydı . Dedem Gudım Gındiya, Abhazya’ dan sürgüne maruz kalıp Türkiye’ye gelen kişi. Abhazya’ da bulunduğum sürede süre içerisinde dedemin köyu Pakwaş’ı sorunca hemen akrabalarıma haber salmışlar. O zaman Alyöşa Gındiya köyde benim için büyük bir ziyafet verdi, yakiaşık 2000 kişi kadar katılmıştı bu ziyafete insanlar bizleri gördüklerine öylesine sevinmiş ve şaşırmışlardı ki, soru üstüne soru soruyorlardı Biz Türkiye’ye gitmek zorunda kalan herkes öldü, yok oldu zannediyorduk. Ne mutlu bizlere. Peki kadar insan kaldı, hangisi sülalelerden kardeşlerimiz var? Diye bitmez tükenmez derece soru yağmuruyla karşı karşıya kalmıştık. Eşref’de dedelerinden duyduğu kadarıyla sürgün esnasında yaşananları kardeşleriyle paylaşmış Gemilerle yapılan zorlu yolculuklarda yaşananları, karaya ayak bastıklarında başlarına gelen acıklı olayları. Bir gün gece içerisinde yüzlerce yaşlı, kadın ve çocuk, açlık ve salgın hastalıklırdan dolayı yaşamlarını kaybetmetmişler. Anneler, çocukları açlıktan ölmeye başlayınca sadece karınlarını doyurabilmek verebelecekleri aile aramaya başlamışlardı. Ölülerin sayısı öylesine çoktu ki, çoğu zaman mezar yerine, hepsini birden çukurlara doldurup üzerlerini kapatmaktan başka çareleri kalmıyordu. Zira neredeyse ölüleri gömecek insan kalmamıştı. Eşref’in anlattıkları dinleyenleri gözyaşlarına boğmuştu, bu yuzden, bir an için tarihin bu acımasız ve trajik yönünü anlattığı için pişman olmuştu. Ancak an başta misafiri olduğum Alyöşa Gındiya, devam etmemi ve büyüklerimden duyduğum olayaları anlatmamı ısrarla rica edince devam ettim. Samsun’a açıklarında gemilerde ekmek ve yiyecek bitince, acıkan çocuklara bir şeyler verebilmek için daha önce ekmeklerin bulunduğu yerdeki kırıntıları elleriyle süpürüp avuçlarına doldurduktan sonra , o kırıntılarla kuş besler gibi yavrularının açlığını gidermeye çalışmışlar. Işte böylesi müthiş bir zavallılık içerisinde günlerce denizde gitmek zorunda kalmışlar dedeledimiz. Eşref Gındıya anavatanında nereye bakacağını bilemeyecek durumdaydı, güzelliği onu öylesine sarhoş etmişti ki, adeta kendine gelemiyordu. Oysa daha önce 7 ülke dolaşmıştı uje gördüğu şehirler arasında güzeli Viyana diye düşünüyormuş, ancak Abhazya geldiğinde Gagrayı görünce ondan daha güzel bir kentin dünyada var olamayacağına karar vermiş. Eşre Gındıya üç evlat , dört de torun sahibi . Artık yaşını başını almış bilge insan, yeni yetişen geçirmeden anavatanlarına dönmeleri ve bundan sonraki yaşamlarını orada sürdürmelerini öğütlüyor.
Kaynak: S. Ajiypha
Güneşin Işıkların



































